Geçitkale
Cittaslow Geçitkale
Genel Bilgiler
Geçitkale, Kuzey Kıbrıs'ta yer alan ve özellikle "Sakin Şehir" (Cittaslow) ağına dahil edilmesiyle bilinen bir bölge ve kasabadır, bu da onun yavaş, sakin yaşam tarzını ve yerel değerlere bağlılığını vurgular.
Bölge, tarımsal özellikleriyle öne çıkar, tarihi Lefkoniko köyünü barındırır ve yakınında Türk Hava Kuvvetleri'ne ait askeri bir hava üssü bulunur. Yani "Geçitkale yavaş şehir" ifadesi, bu sakinliği ve Cittaslow statüsünü belirtir.
Bir beldenin yerel kimliği oluşturan öğeler geçmişin izlerini taşıyan yerleşim dokusu, yerel müziği, geleneksel tatları, el sanatları ve yaşam hikayesidir.
DOĞA
Geniş tarım alanları ile çevrilidir, bu da bölgenin doğal ve sakin yapısını destekler.
EKONOMİ
Tarımsal Potansiyel: Geçitkale, tarımsal bir bölge olarak bilinir ve narenciye gibi ürünler açısından potansiyel taşır.
Ticari Gelişim: Küçük marketler ve dükkanların açılmasıyla yerel ticaretin canlandığı görülmektedir.
Tarihi / Gezilecek Yerler
DURMUŞ DEDE TÜRBESİ (SERDARLI)
GÜCÜ VE KORUYUCULUĞUNA İNANILIYOR: Serdarlı’da bulunan Durmuş Dede Türbesi’nin 1974 Barış Harekatı sırasında Rumlar tarafından geçilememesi nedeniyle gücü ve koruyuculuğu olduğuna inanılıyor. Durmuş Dede’nin Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethi sırasında şehit olan bir asker olduğu öne sürülüyor…
Serdarlı’da bulunan Durmuş Dede Türbesi hem efsanesi ile hem de adak yeri olarak kullanılması nedeniyle dikkat çekiyor. Türbe ile ilgili efsane herkesi hayrete düşürüyor.
Ülkenin dört bir yanından türbeyi ziyaret için gelen vatandaşlar olmasını istedikleri şeyler için orada adak adıyor. Ayrıca turistlerde bu türbeye ilgi gösteriyor.
Serdarlı’da adak yeri olarak da ziyaret edilen Durmuş Dede Türbesi’nin Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethi sırasında şehit düşen bir askerin türbesi olduğunu tahmin ediliyor.
Bölge halkından alınan bilgiye göre türbenin esas yerinin hasara uğraması nedeniyle 1958 yılında 300 metre batıya taşındığı öğrenildi.
Türbenin efsanesi
Bir kadın su almak için çeşmeye gider ve orada üzüm yiyen bir çocuk görür. Kadın şaşır ve bu mevsimde üzümü nereden bulduğunu sorar. Çocuk ise dedesinden aldığını söyler. Merakını gideremeyen kadın çocuğa dedesinin kim olduğunu sorar. Çocukta dedesinin adının Durmuş olduğunu söyler. Kadın bu seferde çocuğa dönerek nerede otuyorsunuz diye sorar ve çocuk biraz yürüdükten aniden görünmez olur. Bu olayı yaşayan kadın her önüne gelene anlatır. Ancak kimse inanamaz.
Taşınma nedeni…
Efsaneye göre türbenin yerinin değişmesinin nedeni ise Durmuş Dede’nin çeşme başındaki kadının rüyasına girmesi.
Çeşme başındaki kadının rüyasına giren Durmuş Dede ayak ağrılarından, türbesinin onarılmasından ve yakılan duvarından bahsediyormuş. Ancak kadının rüyasına kimse inanmamış.
Bir süre sonra türbenin ayakucu tarafındaki duvar yıkılmaya ve çatlamaya başlamış. Söylentiye göre duvarın ağırlığından rahatsız olan Durmuş Dede ayaklarını oynatmış ve duvar çatlamaya başlamış.
Bir süre sonra türbe yapılır ancak yine çatlamaya başlar. Bundan usanan ustalar türbeyi başka bir yere taşır. Ancak Durmuş Dede’nin yeni türbeyi beğenmediği ve eski yerinde gezdiği söylenir. Yine aynı efsaneye göre Durmuş Dede’nin beyaz giysilerle mezarlığa giden bir yolda görüldüğü iddia edilir.
Görneç Kızıl Burun- Hasan Maraşlılar Dinlenme Tesisi
Eskiden köye gelip yerleşen atalarımız bölgelerin konumuna göre isim koymuşlardır. Bu bağlamda kayaların, derelerin, tepelerin ve hatta ince iz olan yollara da isim koymuşlardır. Birilerine bölgeyi tarif edebilsinler ve kim nere gitti nerden geldi kendi aralarında haberleşebilsen diye bu yola baş vurmuşlardır. Kızıl burun ismi de ismini yerin, toprağın kırmızı kızıl olmasından dolayı almıştır.
Hacı Osman Ağa Sarnıcı- Gönendere
Bu yeraltı sarnıcı, Osmanlı döneminde Kıbrıs’ta yapıldığı bilinen sarnıçların en büyüklerinden biri olarak gösterilmektedir. Kış yağmurlarıyla birlikte köyün doğusundaki Yeni Dere’den akan kirli suyun içilecek duruma getirildikten sonra bu sarnıçta depolanması amaçlanmıştır. Doğu-batı yönüne uzanmakta olup 6.20 X 11.30m ebadında ve yaklaşık 7m derinliğindedir.
Yapımıyla ilgili rivayet;
1813 yılında Konedra’nın zenginlerinden olan Hacı Osman Ağa, yaklaşık 25 ortakçısıyla birlikte Sütlüce (İpsilat (Psilatos)) köyü yakınlarında çalıştığı bir sırada suları eksildiğinden orakçılardan birini su almak için Sütlüce köyüne göndermiş. Ancak köyün deposundaki su köylülere bile yetmediğinden, orada görevli kişi ona su vermemiş. Bunu öğrenen Hacı Osman Ağa köye büyük bir sarnıç yaptırmaya karar vermiş. Köylüleri hemen toplayıp “Parası benden, emeği sizden” diyerek köyün yanından geçen Yeni Dere’nin yanına bir sarnıcın yapılmasına ve köyün zenginlerinin de orada çalışacak olanlara her gün sırayla birer davar kesip yedirmelerine karar verilmiş. Önce oraya bir kireç kaminisi kurularak dağlardan getirilen taşlardan kireç elde edilmiş. Tepelerden getirilen say taşları oraya yığılmış. Böylece yeraltı sarnıcının yapımına başlanmış. Önce derin bir çukur kazılmış. Alt kısmına yaklaşık iki metre yüksekliğinde kalın bir temel yapılmış. Bu temelin üzerine de 10 cm içeriden başlamak suretiyle yan duvarlar örülmeye başlanmış. Üstü ise, her birinin araları 2.40m olan, sivri üç kemerle desteklenen bir tonozla örtülmüş. İçine akacak sudaki toprak ile diğer atık maddelerin toplanması için tam ortasına rastlayan zemine bir çukur kazılmış. Su kaçağının önlenmesi için duvarları yağlı kireç harcı ile sıvanmış. Sarnıcın doğu yanının üst kısmına suyun sarnıca akması için bir giriş deliği yapılırken, batısına da bir tahliye deliği yapılmış. Sarnıcın içine giriş çıkışı sağlamak için batıdaki tonozun kenarına yukarıya doğru baca şeklinde uzanan bir giriş kapısı (bilezik) örülerek üzerine badem taşından büyük bir kapak taşı konmuş. Sarnıcın doğusundaki su giriş deliğinin yanına da say taşından bir yazıt monte edilmiş. Şu anda toprakla örtülü olduğu ifade edilen bu yazıtın içeriği, İsmail Savalaş tarafından şu şekilde bilgimize getirilmiştir.
“Bu sarnıcı yaptım.
Surp (içmek) içindir.
El Haç Osman Ağa
1228 H (1813)
Gaferallahu zembe (Allah günahlarını bağışlasın)”
Sarnıcın yapımı tamamlandıktan sonra, sadece kış mevsimlerindeki yağmurlarla akan Yeni Dere suyunun sarnıca taşınması sisteminin oluşturulmasına başlanmış. Bu nedenle dere ile sarnıç arasına bir su kanalı ile bu kanalın üzerine belirli aralıklarla, suyu arıtma görevi gören, iki ayrı havuz yapılmış. Derenin ilk akmaya bağladığı zaman gelen su çok kirli olmasının yanı sıra çok kötü ot kokusu da ihtiva etmesi itibariyle bu su depoya kanalize edilmezdi. Derenin ikinci gelişinde dere kenarındaki kanal açılarak suyun ilk havuza akması sağlanırdı. Havuza gelen suyun toprağı dibe çökerken, havuzun suyla dolmasıyla birlikte, karşısındaki kanalın önüne konan çalılardan geçerek ikinci havuza doğru akmaya devam ederdi. Eğer suda ot veya başka malzemeler varsa bu çalılara takılıp kalırdı. Böylece su ikinci havuzda da ayni şekilde arındıktan sonra sarnıcın doğusundaki delikten sarnıca boşalırdı. Sarnıca temiz su aktığından sadece içme amacıyla kullanılırdı. Yaz mevsimlerinde her eve günde sadece iki testi su verilirdi. Yıllık temizliğinin yapılması için köyde hane başına iki kuruş toplanırdı. Sarnıcın temizlenmesi için halata bağlanan bir tulum sarnıcın bilezik taşından içeriye uzatılır ve sarnıcın ortasındaki çukura biriken çamur ile diğer atık maddeler tuluma doldurulduktan sonra yukarı çekilirdi.
Bu sarnıç yaklaşık 122 yıl süreyle köyün içme suyu ihtiyacını karşılayan tek su kaynağı olmuştur. Ancak köye Ergenekon (Ayios Chariton’dan (Ayharida)) içme suyu akıtılmaya başlandığı 1935 yılından itibaren işlevini yitirmiştir. Uzun yıllar kullanılmamış olmakla birlikte iyi bir işçiliği olduğundan çok iyi durumda günümüze gelmiştir.
MAĞRANIN JEOLOJİK DURUMU
Çınarlı Köyü’nün sınırları içerinde bulunan İncirli Mağara, Pliyosen yüzeyinin hemen altında, 239 metre giriş ağzı bulunan Kıbrıs adasının jeolojik en önemli mağarasıdır. İncirli Mağara, Kuaterner röliyef sisteminin karakteristik bir şeklidir. Mağara ismini mağaranın girişimde bulunan incir ağacından alıyor. Toplam uzunluğu 311 metre olan mağara’nın günümüzde yalnızca 70 metresi ışıklandırılmış olarak ziyaretçilere açıktır.
Jips tabakası oluşum yaşı 5 milyon yıl, yatağın bugünkü aşamaya kadar geçirdiği yapısal evrim 1,5–2 milyon yıl, mağara oluşumu ise 150–200 bin yıl arası bir geçmişe sahip olduğu düşünülmektedir. Jipslerin (alçıtaşı) litolojik özellikleri ve birbirini kesen yoğun çatlakları nedeniyle mağaranın kancalı ve kafesli bir yapısı vardır. Özellikle son bölümleri labirentler şeklinde birbirine bağlanan galeri ve koridorlardan oluşmuştur. Genişliği 1 – 7 m, tavan yüksekliği 0,5 – 6 metreler arasında değişen İncirli Mağarası’nın son noktası, 0 m kabul edilen girişe göre -14 metrede (en derin nokta) yer alır.
Buna karşılık güneydoğuda bulunan galerinin yüksekliği ise 2 metredir. Yoğun olarak sarkıt, dikit, sütun, örtü, duvar damar taşları ve karnabahar benzeri şekillerden oluşan kimyasal çökeleklerle kaplı olan İncirli Mağara gelişimini tamamlamış geçit konumlu fosil bir mağaradır. Girişi çökmeler sonucu sonradan açılan mağaranın son bölümü tavandan düşmüş bloklarla kapanmıştır.
TEK ALÇITAŞI MAĞARASI
İncirli Mağara, KKTC alanı içerisinde bilinen tek alçıtaşı mağarasıdır. Mağara’nın sadece batı yönünden girişi mevcut olup, ağzı bir insanın eğilerek girebileceği yüksekliktedir.
Jips erimeye son derece uygun bir kayaçtır. Bu yüzden jips morfolojisine ait olan şekiller çok hızlı bir şekilde oluşurken aynı zamanda çok hızlı bir şekilde de tahrip olmaktadır. Ayrıca KKTC’ye oranla daha geniş bir jips yayılımına sahip olan Türkiye’de şimdiye kadar, bazı küçük tüneller dışında, böylesi jips mağarasına rastlanmamıştır. Bu nedenle İncirli Mağara, mağara bilimi açısından da çok önemli bir yere sahiptir.
MAĞARA’NIN KEŞFİ
Mağaranın nasıl keşfedildiği konusunda Çınarlı’da konuşulan yaygın söylentiye göre mağaranın güneyinde bulunan meyce bahçesinde meyve çalan iki arkadaş hırsız, mağara kapısındaki incir ağacının altında alşam olmasını beklerken çaldıkları narlardan birinin mağaranın ağzından içeriye düşürürler. İçeriye düşen narı almak için mağaranın içine giren hırsızlar gördükleri manzarayı köye gelir ve anlatırlar. Bunun üzerine köylüler mağaranın varlığından haberdar olurlar.
TREN YOLU (KURUDERE)
İngiliz Döneminde 1904 Yılında yapımına başlayan ve 1905 Yılında tamamlanan 72 metre uzunluğundaki adanın en uzun köprüsü olarak bilinen tren yolu Kurudere Köyümüzde yer almaktadır.
Geçitkale'deki 13. Yüzyıldan kalma kilise…
Geçitkale’de 13’üncü yüzyılda inşa edilen Archangelos Michael Kilisesi, Kültürel Miras Teknik Komitesi çalışmaları çerçevesinde restore edildi.
Yapım tarihinin bilinmemesine karşın, en eski kısmının ortaçağ yapısı olduğu belirtilen kilise, tamamen taşlarla inşa edilmiş.
Çift koridorlu
En eski yapısı ortaçağa ait olan kilise, güney batı köşesinde çıkıntılı bir oda ve güney tarafında kemerli bir geçit olan çift koridorlu tarihi bir eser.
Kilisenin ikinci katında ise yarı taş, yarı ahşap bir merdivenle çıkılan kadınlara ait bir üst balkon bulunmakta. Tamamen taşlarla inşa edilen kilisenin içerisindeki güney duvarın kemeri de tamamıyla fresklerle döşenmiş. Kilisenin kör kemer duvarı ise kilisenin atfedildiği Archangelos Michael’ın eseriyle tamamen kaplı.
Fotoğraf Galerisi
http://cittaslowtrnc.org/sakin-sehirler/gecitkale.html#sigProId389f579915
